Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

İyi Niyetin Arsızlığı

Dışsal bir onaya ihtiyaç duymayan, büyük ideallerin, başrollerin gözlerini almadığı, her şeye rağmen durduğu yerin değişmezliğinde tutunan biri, iyi niyetinin arkasına sığınıp, karşısındakinin veya yanındakinin iyilik ihtiyacını gidermeğe çalışarak kendi etkinlik alanını meşru kılmak yolunda özel bir çaba sarf etme gereği duymaz. İyilikseverlik, başkası için yaşama ve benzerleri, en sert bencilliğin sürdürülmesinde koruyucu önlem olabilirler. Oysa kendini unutmak, yanlış anlamak, küçültmek, daraltmak, orta değerde yapmak sağduyunun ta kendisidir. Benim insan sevgim sürekli bir kendimi yeniştir. / Nietzsche” diyordu, geçen gün inbox’ıma düşen bir sergi çağrısı.

Bundan bir buçuk sene kadar önce, yine herkesin birbirinin niyetini ölçer olduğu o meçhul kamplaşma dönemlerinde, tarafların karşılıklı iyi niyetinden ortadan ikiye yarılmak üzere iken “biz”, canıma tak etmiş bir halde “samimiyet paratoneri olarak Ortadoğu düşünce dünyası” üzerine hayli sert bir şeyler karalamış, sonra yayınlamaktan vazgeçmiştim. Niyet sorgulamanın, bilgi üretmekten çok daha elzem görüldüğü diyarlarda, “ölçü birimlerine” giydirmenin pek bir anlamı olmayacağını varsaymıştım.

En basit gündelik ilişkilere dahi (üstelik her fırsatta) birbirlerimize “iyi niyet” dayatmanın makul sayıldığı bir kültürel coğrafyada, aynı zamanda arsızlaşmanın en belirgin kriteri olarak “iyi niyetin” niyetini sorgulayan bir şeyler duymaya (ben duymayı beklerken bir de sergisini görmeye) nicedir, NE ÇOK ihtiyacım varmış demek ki…

Uzun süre sonra ilk kez bir sergi metnini döne döne okudum. Nietzsche hâlâ ne kadar güncel ve de farklı disiplinlerde üreten 11 ışık saçan sanatçının gözünden iyi niyeti sorgulamak, ne güzel.

Tam yeri ve zamanı, diye düşündüm.

Her sergi için bunu düşünmem, çünkü her sergi için “tam yeri ve zamanı” değildir. Dünya zamanı ile senkronu doğru tutturan sergileri, ayrı bir hayranlıkla izlerim. Öyle sergilerin ayakları başka türlü basar yere.

Uzaklara gitmeye gerek yok, Türkiye’nin son birkaç aylık gündemi üzerinden dahi “iyi niyet”in toplumsal hayat üzerinde nasıl da “kötücül” etkiler bırakmaya gebe olduğunu okumak mümkün. Başkaları adına karar vermenin hiçbir koşulda içinde sayılamayacağı kadar muğlâk bir referans olarak; iyi niyetlerle uygulanmaya koyulmak istenen bir kürtaj yasağı, son derece iyi niyetli olarak cezalandırılmak istenen “bazı” cinsel deneyimler, harikulade iyi niyetlerle düşünülerek tasarlanan pembe otobüsler, olağanüstü iyi niyetli bir çıkış olarak üç çocuk tavsiyeleri, muhteşem bir iyi niyet göstergesi olarak hamilelik testi yaptıran kadınların sağlık bakanlığı tarafından fişlenmesi, cinsiyet hiyerarşisi gibi normatif bir kulvarda bile iyi niyetin nasıl da kolay araçsallaşmakta olduğunu kanıtlayan en basit örnekler. Siz onu, “pompalanmakta olduğu” diye okuyun.

Çünkü iyi niyet; mutlaka suiistimal edilecek olandır. Çünkü iyi niyet; her koşulda iyi bir çözüm sunmayandır. Çünkü iyi niyet; gösterilmesi bir lütufmuş gibi algılanandır. Çünkü iyi niyet; cehaletin kötülüğe doğru kurduğu köprünün hammaddesidir. Çünkü iyi niyet; içerisi akıl ve bilgi ile yoğrulmadıkça, tek başına her türlü manipülasyona açık olandır. Belki de bu yüzden, Türkçede çok elzem bir deyim vardır; “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür…” Fakat biz bu deyimi bir süre önce yine unuttuk.

Elbet gündemin tüm karamsarlığını “iyi niyete” bağlayacak değilim. Ancak bir noktadan başlamamız gerekiyorsa, günümüz dünyasının kalıtsal problemlerini sorgulanma aşamasında aynı zamanda sübjektif bir “denge” unsuru olarak “iyi niyet” önermesi, hâlâ ciddiyetini koruyor.

Nihan Çetinkaya’nın küratörlüğünde 19 haziran – 28 temmuz tarihleri arasında ArtSümer’de görülebilecek sergi, Serra Behar’ın, “Kendini Kandırma(k)” (2012) isimli animatronik enstalasyonu, Elif Boyner’in“Alış & Veriş” (2012) isimli video yerleştirmesi, Can Kurucu’nın “Göz” (2012) isimli video animasyonu,Özgür Erkök’ün “Aile Portreleri” (2005), Erol Eskici’nin “Pozisyon Sendromu” (2012), Ahmet Doğu İpek’in “Tecla – Building Porn VI”u (2012), Gümüş Özdeş’in “Simplify Democracy” (2012) isimli video ve suluboya desenleri, Hera Büyüktaşçıyan’ın “The Invisibles” (2012) isimli video yerleştirmesi, Kaan Kuley’in “Dandy” (2012) heykeli, Ozan Türkkan’ın “Süreksiz Süreklilik” (2012) isimli interaktif video sunumu ve Zeynep Beler’in “İsimsiz” (2012) tuvallerinden meydana geliyor.

Farklı dil, kavram ve araçlardan beslenen sanatçıların aynı tema altında biraraya geldikleri sergideki işlerin neredeyse hepsinin “İyi Niyetin Arsızlığı” bağlamında üretilmiş olması ve ilk kez kamuya açılması, projenin yoğun arkaplanını gözler önüne seriyor.

Benden kesin tavsiye, “aslında ben tamamen iyi niyetle …” diye başlayan ne kadar cümle kurduysanız, o cümlelerdeki yüklemlerden bir anlığına vazgeçmek kaydıyla, kendinize bir şans verin ve ArtSümer’in Karaköy mekânındaki “İyi Niyetin Arsızlığı” sergisini ziyaret edin. Kendinize soru sormaktan itinayla kaçınmayın, çünkü bu aynı zamanda harikulade bir yüzleşme.

Tayfun Serttaş / TARAF Kültür ve Sanat 22.06.2012

Reklamlar