Etiketler

, ,

Seksolog TC

Hayatta şöyle anlar vardır, karşınızdaki o derece çirkin, o derece pişkin, o derece art niyetlidir ki artık, tartışmayı bırakıp kaçmak istersiniz. Çünkü hayatta tartışılacak şeyler vardır, bir de tartışılmayacak şeyler.

Kendisini modern hukuk devleti olarak tanımlayan bir yapının, örneğin “özel hayat” gibi modern hukukun “korumakla” yükümlü olduğu bir olguyu en ince detayına kadar ceza yasaları üzerinden kategorize etmesi, bu türden bir “terketme” hissiyatı ile başbaşa bırakır insanı.

Böyle anlarda yazmaya, yanıtlamaya, yorum yapmaya dahi utanır, gerek duymaz, vazgeçer insan… Hayat kimseyi bu kıvamdaki polemiklerle yüz yüze bırakmasın diyeceğim, ama bize 2012’nin Türkiye’sinde yaşamak düştü.

2012 yılıyla birlikte AKP, türevlerine ancak Stalin Rusya’sında tanık olabileceğimiz türden bir toplum mühendisliğine soyundu. Topyekûn ideolojik, hiçbir toplum bilimciye danışmadan, toplumsal psikolojiye katiyen kulak asmadan, arkasında durduğu söylemin doğuracağı sosyal sonuçlar hakkında zerre endişe taşımadan, diktatöryal bir “kararlılıkla” gündelik yaşam sosyolojisini yeniden düzenlemeye koyuldu…

Bağlamında her türlü gaf ve donanımsızlığın ayyuka çıktığı bu yeni dönem, Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin “cinsel ilişki biçimlerine” ilişkin yeni kararıyla ZİRVE yaşadı. ANAL ve ORAL seksin “tecavüz, sado-mazo, hayvanlarla seks ve ölü sevicilik” gibi ilişkilerle aynı kategoride değerlendirilmesine karar veren DAİRE, anal ve oral ilişkinin “doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar” olduğunu savunarak bu tür görüntüler bulunduran bir sanık hakkında “müstehcen görüntü içeren yayın satmak” suçundan verilen cezayı az buldu ve cezanın görüntülerin içeriği nedeniyle ağırlaştırılmasını istedi. Bu (model) karara göre, anal ve oral seks görüntülerini içeren CD bulunduran hatta internetten bu tür görüntüleri içeren videoları indirenlere dahi bir ila dört yıl arası hapis cezası verilebilecek.

Bir Zaytung haberi olduğu varsayılarak ilk etapta ciddiye alınmayan yargı kararının saatler içerisinde GERÇEK olduğu ortaya çıktı. Yani bu hafta itibarı ile Türkiye kamuoyu, anal ve oral ilişkiyi hukuki olarak “doğaya aykırı” suç sayan bir kararla (daha) yüz yüze.

İlköğretim beşinci sınıf düzeyinde biyoloji eğitimi görmüş her öğrencinin malumu olduğu üzere; insanoğlu doğduğu an anasının memesine yapışır, yani psikoseksüel gelişim oral tanımlama ile başlar, akabinde anal ve fallik dönem gelir, tüm cinsel yönelimler bu periyotlar üzerine inşa olur, tüm memeli canlılarda bu böyle iken hangi doğa, hangi doğaya uygun ilişki, hangi varoluşa aykırılıktan bahsediyoruz(?) hiç girmeyeceğim. Anal ve oral seks doğaya aykırı bir davranış biçimi ise, ve günümüz dünyasında “doğaya uyumluluk” bir kriter olarak baz alınacaksa, o zaman hangi hâl, tutum ve hareketlerin (daha) “doğa dışı” olduğunu da listelemeyeceğim..

Fakat, öncelikle Türkiye’de yaşayan milyonlarca eşcinseli doğrudan etkileyen bu kararın, özel hayata tecavüzün ulaşabileceği en RİSKLİ boyut olduğunu vurgulamak zorundayım. Böyle bir tedbir aldıktan sonra, bu ülkede eşcinselliğin suç olduğuna dair ayrıca bir yasa çıkartmaya da gerek yok. Eşcinselliğin suç sayıldığı ülkelerde de, tahmin edildiği türden yasalar yok. Aynen böyle tedbirler var, eşcinsellerin hayatları bu tip tedbirler bağlamında karartılıyor. O nedenle bu kararın Türkiye’de eşcinsel ilişkiyi ALANEN SUÇ SAYMAK anlamı taşıdığının altını kalın bir kalemle çizmek gerekiyor.

Heteroseksüeller için de durum pek parlak değil. En muhafazakâr kentlerde dahi 20 yaş üstü bekâr erkeklerle yapılacak basit bir mülakat, en azından oral seksin cinsel yaşamın ne derece vazgeçilmez bir parçası olduğunu kanıtlamaya yetecektir. Üstelik muhafazakâr toplumlarda bekâretini kaybetme endişesi yaşayan sayısız genç kadının, anal ilişki tercih ettiği de bilinen bir gerçektir, ki geçiyorum “kültürel mazeretleri”, tüm cinsel yönelimlerin en doğal hakkıdır fantezi. Cinsel deneyimin gereğidir.

Bahsi geçen pornoları izlemedim ama zaten içerisinde oral seks olmayan bir porno da izlemedim. Basit bir kompozisyon ödevi olarak “giriş, gelişme ve sonuç” bölümünden meydana gelen her pornonun en azından bir oral seks sahnesi içermek zorunda olduğunu bilmek için porno uzmanı olmaya gerek yok. Yani içerisinde oral seks var diye “birtakım pornografiye” ceza arttırmak sözkonusu olamaz, çünkü oral seks olmayan porno olamaz; üreme amaçlı çekilen eğitim videolarını saymazsak.

Sonuç olarak, Sağlık Bakanı’nın çok pozitif bir önerme sunuyormuş edasıyla “tecavüze uğrayan kadın doğursun, gerekirse biz bakarız” diyebildiği, Diyanet İşleri’nin sanki tüm bir toplum kendisine bağlıymış gibi çıkıp 70 milyon adına fetvalar verdiği, N.Ç’yi bir odaya kapatıp 26 kişiye tecavüz ettirmenin “OLAĞAN” sayıldığı, neredeyse üç taneye kadar kadınla evlenmenin dahi NORMAL karşılanabileceği esneklikte bir ülkede (siz onu Sünni Heteroseksüel İmparatorluğu olarak okuyun) yargı yoluyla bir penisin nereye girip nereye giremeyeceğinin hesabına düşmek, ayrıca tek bir anlama gelir; TÜRK ÜRETMEK!

Bunun da siyasi terminolojideki karşılığı ilkesel faşizmdir.

Bazı okuyucularımın “sen sanat yazmıyor muydun?” dediklerini duyar gibiyim. Doğrudur, sanat yazmak üzere bu köşedeyim. Ancak oral ve anal seks görüntüleri bulundurmanın dahi cezalandırılabileceği bir ülkede, resim, heykel, edebiyat, performans, video, sinema ve tüm diğer sanat disiplinlerinin bu yasaktan ne ölçüde etkilenebileceği malumunuz varsayarak, konunun sanat üretimi üzerinde yaratacağı baskıya girmeye dahi gerek görmedim.

Tayfun Serttaş / TARAF Kültür ve Sanat 15.06.2012