Etiketler

, , , ,

Bir başarı öyküsü ve Metodik Çalışmalar

Harika bir sergi yazısı yazmak üzere geçmişken klavyenin başına, farkettim ki bu Kristina’nın yazısı. Henüz onu yazmamış iken kalkıp yalnızca projeden bahsetmek bir az eksik kalacaktı. Sildim, baştan başladım.

Kristina Kramer hep vardı. Türkiye’de güncel sanata bir yerinden dokunup, onun küratörlüğünü yaptığı sergilerden haberdar olmayan yoktur sanıyorum. Benim yaşam tarihimde ise birkaç özel anlamı daha vardı bu kadının.

Bizim tanışmamız öyle “profesyonel ilişkiler ağı” içerisinde falan gerçekleşmedi. Party arkadaşıydık biz. Benim öğrencilik yıllarımda, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nde çalışıyordu. Fakat itiraf edeyim, Platform’dan ziyade akşamları eski Dogzstar’da buluşuyorduk. İyi eğleniyorduk.

O yıllarda neredeyse hiç Türkçe bilmiyordu ve birçokları gibi muhtemelen bu büyülü şehrin yaşamını ne yönde değiştireceğinin henüz kendisi bile farkında değildi. Platform’a yurtdışından gelip orada bir dönem staj ya da residency yapan tüm genç sanatçı ve küratör adayları gibi, bir gün gelecek, Kristina da gidecek sanıyorduk.

Öyle olmadı. Önce Öykü Özsoy ve Bengü Karaduman ile bence döneminin en başarılı inisiyatifi olan Altı Aylık’ı kurdu. Bu üç harika kadının enerjisinden çıkan sergilere, o yıllar üzerine düşünürken hâlâ başvuruyorum. Akabinde (adı üzerine) “Altı Aylık” bir dönem projesi olarak bitti. Tamam, bu sefer Kristina da gider sanıyorduk.

Öyle olmadı. Tek başına Manzara Perspectives’in (aynı isimli) kâr amacı gütmeyen sanat kurumunun başına geçti. Hayatı boyunca İstanbul’u görmemiş sayısız genç Avrupalı sanatçıya residency hizmeti vererek burada üretme ve sergi yapma imkânı sağlamanın yanı sıra, Türkiyeli sanatçılarla da birçok kolektif proje gerçekleştirdi.

O dönemde beraber çalışmaya başladık. Hatta Orhan Pamuk ile Karolin Fişekçi’nin tanıştığı Suriye Pasajı’ndaki o ünlü “Göreli Konumlar ve Kanaatler” sergisi, Kristina ile ilk çalıştığımız projedir. Profesyonel ilişkimiz arkadaşlığımızdan da iyi gitti. Kısa sürede “hep çalışacağım, daima çalışmak isteyeceğim, beraber çalışmayı özleyeceğim” küratörlerden birisine dönüştü. Bu zamanda eline matkap alıp duvar delen, badana yapan kadın küratör bulmak zor, Alman ahlakı ile işlerin ne derece tıkırında gittiğine hiç girmeyeceğim.

Seneler süren bu varoluş mücadelesi boyunca biliyorum ki, ne büyük paralar kazandı ne de harikulade destekçiler bulabildi, zaten hiçbir zaman işin ticari tarafı ile ilgilenmedi. Bir yandan sergi kurarken, diğer yandan geçimini sağlayabilmek için başka işler yaptığı günleri hatırlıyorum. Geçtiğimiz sene Manzara Perspectives’i de bıraktı. Geçen 10 senenin ardından kafası biraz karışık, morali bozuktu… Galiba bu kez Kristina gidecek dedim, kendim dahi günde üç kez terk etmeyi düşündüğüm bir ülkede, “gitme” diyecek halde de değildim.

Öyle olmadı. Altı ay kadar önce bu kez POLISTAR’ı kurdu! Tophane ile Galata arasında, Hoca Ali Sokağı’nın sonunda, içerisinde avizecilerin, marangozhanelerin ve teras katında bir çöp toplayıcısının yaşadığı küçücük bir binanın dördüncü katında; ne bir tabelası ne de sükseli bir giriş kapısı olan… Ve geçtiğimiz cumartesi, yaşamını Almanya’da sürdüren Küratör Adnan Yıldız ve Övül Durmuşoğlu işbirliği ile eylül ayına kadar dönüşümlü olarak sürecek olan olağanüstü bir proje başlattı!

Metodik Çalışmalara geçmeden önce, senelerdir Türkiye’de çalışan bir Alman küratör ile senelerdir Almanya’da çalışan iki Türk küratörün bu yanyanadalığını çok anlamlı bulduğumu belirtmeliyim.

Şimdi tüm bunları neden yazıyorum, eğer ki bir “Doğulu” olarak daha “Batı’ya” giderseniz, karşınıza yerine getirmeniz gereken bir dizi yasal prosedür çıkar. Fakat bir “Batılı” olarak az biraz “Doğu’ya” giderseniz, sayısız kültürel prosedürü daha yerine getirmek zorunda kalır ve üzerine kabul görür müsünüz(?) işte onun garantisi yok.

“Belki de yaşarım” fikriyle yaklaştığım son Beyrut sürecimde, bir adım Doğu’da “Batılı” kodlanmanın sanat ortamında ürettiği dezavantajlara had safhada tanık olmuş birisi olarak parmağımı basarım; “oradaki küçücük pastaya ortak olmaya gelmiş bir düzenbazdan tutun da, kendi ülkesinde hiçbir şey yapamayıp geri kalmış sanat ortamlarını kandırmaya çalışan bir oryantaliste kadar” üzerinize yüklenmeyen “ANLAM” kalmaz. O “kültürel köprü” denen şey, devletlerin yıllık promosyon harcamaları içerisinde görülen bir reklam ziyafetinden ibarettir. Öyle valizini alıp “sivil olarak” delemezsiniz o duvarları, deldirmezler.

Yaşamını burada sürdüren devlet destekli yabancı girişimcilerden farklı olarak, Kristina’nın 10 sene önce yaptığı bir staj ile başlayıp POLISTAR’a uzanan tek kişilik tutunma öyküsü ve “içerideki yabancı olarak” geçirdiği süreç, bugün “ötekine” karşı çok daha toleranslı olan İstanbul sanat ortamının gerçekliği içerisinde (özel bir parantez olarak) okunmaya değer. Son dönemde (bizdeki gibi sanatın lüks tüketim olmadığı yerlerden taşıyarak) sergilediği Avrupalı sanatçıların işlerini ülkelerindeki fiyatlar üzerinden belirlediği için, Türk galericiler tarafından “UCUZ” bulunsa da (ki bence bu çok matrak), iyi ki Kristina var. Çünkü o olasılıklardan bir tanesi ve alternatifin kendisi!

Metodik Çalışmalar


Adnan Yıldız, Övül Durmuşoğlu ve Kristina Kramer işbirliği içerisinde yürütülen “Metodik Çalışmalar”a gelince; Mayıs-Eylül 2012 tarihleri arasında POLISTAR’da gerçekleşecek proje, solo sergi formatı üzerinden güncel sanat üretimindeki çeşitli metodolojik soruları araştıran (tartışma tabanlı) deneysel bir program sunuyor.

Hasan Aksaygın, Natalie Czech, Mariechen Danz, Egemen Demirci, Gözde İlkin, Bouchra Khalili ve Bettina Krieg’in yer aldığı proje, değişik yaklaşımlarla çalışan bu yedi sanatçıyı açık bir stüdyoya dönüştürülen galeri mekânında biraraya getirerek, “sergileme, sergi iletişimi, organizasyon ve kavramsal tartışmanın” eleştirel yöntemlerini irdeliyor.

Davet edilen her sanatçının proje küratörleriyle işbirliği içinde ortaklaşa düzenleyeceği bir seri halinde gerçekleşecek oturumlara dönüşecek olan solo sunumlar, ortak bir stratejide birleşecek. Her açılış, İstanbul’dan davet edilmiş sanatçı, eleştirmen ve diğer pratiklerin oluşturduğu bir çalışma grubuyla yapılacak tartışma seanslarını da içerecek. Böylelikle her sunumda değişecek çalışma grupları ile, sergilenen çalışmaları “nasıl algıladığımızı, karşıladığımızı ve karşılık verdiğimizi” sorgulayan bir momentum yaratımı amaçlanıyor.

Geçtiğimiz cumartesi Mariechen Danz’ın (Berlin) performansı ile başlayan Metodik Çalışmalar, bu cumartesi saat 18:00’de Bettina Krieg’in (Berlin) projesi ile yer değiştirecek. Her hafta yeni bir sanatçıyı ağırlayarak eylül ayına kadar devam edecek olan Metodik Çalışmalar’ın “sergi, performans ve toplantı” programını http://www.polistar.org adresinden takip edebilirsiniz.

Bugün İstanbul’da gerçek bir alternatif sanat yaşamından söz edeceksek, Kristina Kramer gibi her anlamda risk alan küçük girişimcilerin sağladıkları bu dinamikten dolayı söz edebileceğiz. Herşeyin güven, sermaye ve yerellik üzerinden algılandığı bir düzlemde, yoksa hiçbir şeyden söz edemeyeceğiz. Hangi alanda üretiyor olursanız olun, şu sıralar “Metodik Çalışmalar”a katılmaya ve kendi çalışma metotlarınızı bir de sanat disiplinleri üzerinden tartışmaya değer.

Tayfun Serttaş / TARAF Kültür ve Sanat 01.06.2012

Reklamlar