Sanat 1’dir(?)

Polemikler üzerinden ilerlemeyi sevmem, köşesine bireysel tarihinin not defteri muamelesi yapan yazarları sırf bu yüzden pek okumam. Kendimden bahsetmeyi hiç mi hiç sevmem. O nedenle hiçbir zaman söze “aslında ben …” diye başlamadım. Yine başlamayacağım. AYIP bir defa. Ve hayat kimseyi söze “aslında ben …” diye başlamak zorunda bırakmasın isterim.

Fakat bireysellikler, grupların vereceği kitlesel tepkilere etki ettiği noktada, en çok da konu bireysel olmaktan çıktığı için artık, kendime dönme zorunluluğu hissederim. Bugüne kadar çok üzücü mail aldım, böylesini almadım;

“Sana bu maili Sanatçı Birliği grubu adına atıyorum.

Bir süre önce Köken sanatçı birliği mail grubuna üye olmak istediğini söyleyen bir mail attı. Üye olma talebin grubun içerisinde bir tartışmanın başlamasına sebep oldu. Grup henüz işin başlangıcında olmakla birlikte başından beri ilkelerini tanımladığı metne ‘Sansüre, mobbinge ve cinsiyetçi, ayrımcı (nefret söylemi içeren, ırkçı, heterosexsist vs.) davranışlara karşı beraber hareket etmek ve taraf olmak’ ifadesini koyuyor. Yakın zamanda kendi blogunda paylaşmış olduğun kimi yazılarında kullandığın ifadelerin bu ilkelerle çeliştiğini, tacizci, tehditkâr ve ayrımcı olduğunu düşünen ve bundan rahatsız olan arkadaşlarımız var. Gruba katılırken bu tartışmalardan ve rahatsızlıklardan haberdar olman gerektiğini düşündük.”

Hangi sanatçı o 1’likten böyle bir mektup aldı bilmiyorum, ama ben aldım. 1’lik ADINA. Bir kızcağız, kalkıyor bir pazar günü bana bunu yazıyor. Yani faşistsin sen diyor, cinsiyetçisin diyor, tehditkârsın diyor, heteroseksistsin diyor, tacizcisin diyor, diyor da diyor… Fakat beni niye böyle kategorize ettiğini izah etmiyor, sonunda da bir şey söylemiyor. Davet mi ediyor, yoksa aba altından sopa mı gösteriyor, o da belli değil. Nihayetinde hakkında bunları konuşuyoruz, “haberdar olman gerektiğini düşündük” diyor… Teşekkür ederim haberdar etmeye değer gördüğünüz için, diyeyim bari.

Yahu ben bu suçlamaların her biri için ayrı dava açsam, hayatımın geri kalanını sizden alacağım tazminatla konfor içerisinde geçiririm herhalde. Fakat yine de bu maili atan kızcağıza hiç gücenmem “işlerimden haberdar değil, yazdıklarımı okumamış, tavrımla ilgili fikri yok, dezenformasyona maruz kalmış belli ki” der geçerim… Fakat ona bu maili attıran GRUP NARSİZMİNİ affedemem.

Eğer ki, benimle yaşadığı kişisel bir husumet üzerinden tüm sanatçı 1’liğini kullanarak, konuyla ilişkisi olmayan insanları “sanatçılara karşı tavır almaya” zorlayan bir irade varsa orada, ben artık tek kişinin hasta aklından değil, tüm birliğin ürettiği ortak akıldan şüphe eder ve endişe duyarım.

Eğer ki, bir sansürle, bir mobbingle, bir faşizmle, bir heteroseksizmle, bir tacizle, bir ayrımcılıkla, bir tehditle mücadele etmek için saf tutuyorsa bu sanatçı 1’liği, önce kendi içinde uyguladığı bu ayrımcılığın, uyguladığı mobbingin, uyguladığı sansürün, uyguladığı tacizin, uyguladığı heteroseksizmin, uyguladığı faşizmin analizini yapsın, kendine bir ayna tutsun bakalım yansımasında ne görecek(?) merak ederim.

Eğer ki, ortada bahsedildiği gibi bir sorun varsa, o 1’liğe özellikle davet edilmek, şahsi savunmamı (büyük zevkle) bizzat yapmak isterim. Cadılara dahi son bir söz hakkı vardı Engizisyon mahkemelerinde. 2012’nin Türkiye sanat ortamına özgü bu yargısız infaz, üstelik bu infazın sanatımla ilgisi olmayan gerekçelere dayandırılması, bende ancak o topluluğun iç demokrasisini sorgulaması gerektiği kanaatini uyandırır.

Eğer ki, kişisel husumetlerden ötürü birileri sırtını “çoğunluk-azınlık” stratejisine dayayarak meslektaşlarını ekarte etmek amacıyla o 1’liği araçsallaştırabiliyorsa, kısa vadede yalnızca şahsım değil, bireysel iradesiyle hareket eden birçok sanat emekçisinin bu yapının dışına itilmekle tehdit ve tecrit edile(bile)ceğini şimdiden müjdelemek isterim. Kurulan bir beraberlik midir, yoksa hukuki soruşturma gerektiren konularda 1’lik adı altında bir YARGI mercii mi oluşturmak amaç, netleşmeli derim.

Eğer ki, öyle bir talepte bulunmadığım halde benim adıma bir talep gitmiş ise gruba, hakkımda uyarılar yazılmadan önce, “bir teklif var, sen bu gruba dahil olmak istiyor musun, istemiyor musun” diye zahmet edilip sorulmasını tercih ederim. Lütfedilip bana sorulsaydı; muhtemelen konu bu boyutta tartışılmayacak, şeffaflıktan yoksun, şahsıma yanıt hakkı dahi tanınmayan, bu antidemokratik ortamı deklare etmek zorunda kalmayacaktım.

Sonuç olarak, bu bedeli Türkiye’de yaptığı işin arkasında hayatıyla duran herkes bir şekilde ödemekte. Etyen Mahçupyan’ın senelerdir görmekte olduğu işkenceden ya da Perihan Mağden’in içinde yaşamaya mahkûm edildiği tehditten farklı değil bu ayrımcılık. AHİM’e verilen bir Dink savunmasında dahi “aslında o da faşistti” denebilen bir ülkede, böylesine “faşist” olmak alın yazısı. Alnımızın akıyla, bir biçimde “hepimiz faşistiz” zati…

Benim tavrım baki, öyle “kanka lobilerinden” falan da zarar görmem ama böylesi beraberliklere büyük ZARAR gelir. Aklın onuru zedelenir, YAZIK. Kâinat üzerinde kalmışsa böyle bir 1’lik, dağılsın, birbirlerimizin gerçekliklerini daha fazla suiistimal etmemek adına, herkes aklının onuruyla başının çaresine baksın derim.

Yok eğer ciddiyetle bir sorun tartışılacak ise orada, aracısı olduğu hoyratlığın dahi ayırdına varamayan sanatın 1’liğine, önümüzdeki hafta; “GRUP NARSİZMİNDEN ÂLÂ FAŞİZM Mİ VAR?” başlığı altında toplanmayı öneririm.

Tayfun Serttaş / TARAF Kültür ve Sanat 26.04.2012

Reklamlar