Etiketler

, , ,


Her şey vatan için!

Artık Şirince’de bir yapıt var. Geçtiğimiz Pazar Türkiye tarihinin gördüğü en asortik açılışlardan birisini yaptı Sevan Nişanyan, şarap ve helva eşiliğinde, Kayserkaya’nın eteklerinde… Jestini yaptı. Henüz gidip göremesem de, 1874 tarihli cumbamdan bir tek attım şerefine. Helal olsun o kayalar, bu vatanın evlatlarına(!) diye.

İnceledim birkaç kat büyütüp tüm ayrıntılarını doyasıya, uzun süredir böylesine heyecanlandırmadı hiçbir açılışın fotoğrafları. Karar kıldım bir tanesinde, budur; Türkiye’nin bu hafta gördüğü en tarihi ve onurlu kare! Ardı ardına toplu mezarların açıldığı şu açık hava mezarlığında, bir geniş açı, namı değer Sevan Ağa başta, arkasındaki işçilerin her birisinin tırnaklarının izi var o taşlarda, tüm heybetiyle kaya mezarı dikiliyor arkalarında. Bütün işlevi ve işlevsizliğiyle, gerçeküstü bir sorumluluk üstleniyor bu mezarlar coğrafyasının gerçekdışı tarihinde, bir delik açıyor adeta. O kare, sanki herkesin hayatta böyle onurlu fotoğrafları olsun diye çekilmiş.

Aylar önce kitabesine Ermenice “herşey vatan için!” yazacağım demişti, tabi bu işlerde söylenene değil son hamleye bakmak lazım. Son anda kitabeyi de değiştirivermiş, artık sol üst köşede ΣΗΒΑΝ ΕΠΟΙΗΣΕΝ ΜΝΕΜΟΝΕΥΣΑΤΕ sağ üst köşede Շինեց Սէւան Նշանեան ի թվ ՌՆԿԲ յամի տն ՍԺԲ yazıyor. Şimdilik okuyan okuyor. Sürprizi bozmak bana düşmez o nedenle başlık hakkımı eski mottodan yana kullandım.

Ancak bir kesim, mimari referansları nedeniyle bu işi Kaya Mezarından ibaret sanıyor. İçerisine kim gömülecek diye merak edenler var. Haklılar, kimse çıkıp onlara olayın kültür, kimlik, sanat ya da mimari denklemde nereye oturduğunu izah etmiyor. Basbayağı soruyorlar Nişanyan’a “peki buraya sen mi gömüleceksin?” diye, o da tüm muzipliğiyle “mezar benim değil mi, ister gömülürüm, ister gömülmem!” gibi yanıtlar veriyor… İşte böyle bir tartışma dönüyor şu anda Şirince’nin Kayserkaya eteklerinde. Tarih mi mezardan çıkmış, mezar mı tarihten? Gel de ayıkla pirincin taşını.

Çok CİDDİ bir tartışma ama.

Kültür Bakanı girmiş konuya “canlarının istediği gibi tarihi eser taklit edemezler” diyor, sanki Nişanyan’ın bu eseri M.Ö 4.yy’da yaptım gibi bir iddiası var ya da 2012 değil tarih. Bugünü tarihten saymayı bir başarabilsek, algı sorunlarımızın bir bölümü kendiliğinden çözülüverecek aslında. Kaldı ki şu yüzyıldan sonra Kaya Mezarı yapılamaz diye bir kanun mu var? Yok. Peki bu hükümet değil mi Topçu Kışlasını yeniden yapmak için kolları sıvayan? Ta kendileri. Bugün Nişanyan’ı “çakma tarihi eser” üretmekle suçlayan gazeteler, Topçu Kışlası açıldığı gün aynı manşeti atabilecekler mi? Umarım.

Sevan Nişanyan sanatçı değil, bildiğim kadarıyla bu işi yaparken öyle bir iddiası da olmadı, o nedenle pratiğini sanatsal açıdan temellendirmek gibi bir derdi yok. Ancak Nişanyan sorumlu olmadığı bu ilişkinin altını çizmeze de, onun Şirince’deki pratiğinin günümüz sanatının kamusal alan tartışmaları bağlamında oturduğu bir yer var. Orjinal – kopya ayrımlarının üzerinden geçeli hayli oldu, hepsi bir yana. Bu abidenin Cumhuriyet Türkiyesi boyunca kamu arazisine yapılan en önemli müdahele olarak edindiği bir anlam ve değer var.

Vaktiyle fonksiyonel nedenlerle üretilmiş bir nesneyi ya da mimari üniteyi mevcut fonksiyonundan kopartarak düşünce nesnelerine dönüştürmek ve bu bağlamda yeniden üretime sokmak sanatın uzunca süredir üzerine kafa yorduğu kayda değer yaklaşımlardan. Marcel Duchamp bir pisuvarı ters çevirdi çevireli, nesnenin düşünsel icadına dair fikirler aynı çeşmeden akıyor. Bu nedenle ki, açılışı 2012’de gerçekleşen bir “Kaya Mezarı” metaforik olarak Dalyan’daki bir kaya mezarının çağrıştırdıklarından çok daha derin bir perspektifte okunmaya gebe. Mimari referanslarından öte, bugün hiçbir fonksiyonel amaca hizmet etmeyen bu heykelin nasıl bir zihinsel amaca hizmet ettiğini anlamlandırmanın, ideal kuraklığının had safhada yaşandığı bu topraklarda bir önemi var.

Nişanyan yapacağını yaptı ve bu ülkenin çorak kayalarına hali hazırda hiçbir sanatçının göze alamayacağı kadar riski göze alarak estetik bir müdahalede bulundu. Bunun için ne büyük sponsorluklar aldı ne de ünlü heykeltıraşlarla çalıştı. Projenin toplamı için 60 bin TL masraf ediyor, işçileriyle ekmek arası öğünlere talim ederek, iki de eşşek satın alıyor, onlarla taşınıyor hafriyat 2 km’lik dik patikadan. Kuş uçmaz, kervan geçmez, keçi otlamaz bir kayanın kendi deyimiyle “fazlasını oyup” yekpare ruhundan o stünları ortaya çıkartıyor. Şimdi bu müdahalenin içerdikleri, neden korunması gerektiği, günümüz sanatı açısından önemi ve geleceğe ne gibi şifreler bırakltığının altını doldurmak, onu tescillemek, biraz da bu ülkenin kültür adamlarına kalıyor.

Eminim bu kriz Kuzey Britanya Tepeciklerine dikilen bir “Kaya Mezarı ironisi” üzerinden yaşansaydı Tate Modern ya da British Museum gibi kurumlar olaya ilk elden müdahale eder, kamuoyu nezdinde geniş bir tartışma başlar ve konu “devlet arazisine mezar dikmek” gibi deli saçması bir boyutta tartışılmıyor olurdu. Bu davada Sevan Nişanyan’ı yalnız bırakan, aynı zamanda bu toprakların entelektüel çoraklığıdır. Böylesine ciddi bir çabayı zihnin hizmetine sunmak yerine, kamu arazisinde olduğu gerekçesiyle yıkım nağraları atanların tarihi, bu ülkenin inançla işini yapan sanatçı, yazar, gazeteci ve araştırmacılarına reva görülen linç tarihinin içerisinde anılacaktır.

Bügün büyük bir sınav, o mezarın gerçekten hangi tarihe mezar olacağı.

Tayfun Serttaş / TARAF Kültür ve Sanat 24.02.2012

Reklamlar